Daha krizin başındayız!!

Kasım 26, 2008

Küresel finansal krizin Türkiye açısından boyutu, hükümet tarafından çok fazla ciddiye alınmasa da durum değişmiyor. Finans koridorlarından, üretim çarklarından, çarşı pazardan ve ihracat kanallarından gelen sesler, krizin o kadar da hafife alınmaması gerektiğini gösteriyor. 

Ekonomist, krizin gerçek boyutunu ortaya koyabilmek için üyeleri Türkiye’nin en büyük holdinglerinin CEO’larından oluşan Ekonomist-Capital CEO Club’ın 380 üyesiyle bir anket yaptı.

138 kişinin yanıtladığı anketin sonuçlarına göre CEO’lar krizin daha başında olduğumuza inanıyor. Resesyon da 2010 yılına kadar sürecek. Hükümetten paket bekleyen CEO’ların en iyimser olduğu konu ise döviz kurları. CEO’lar dahi yükselişin sınırlı kalacağı görüşünde.

CEO’lar ne düşünüyor?

Ekonomist, Capital ve Ekonomist dergilerinin kurduğu CEO Club üyeleriyle bir anket yaptı. Türkiye’nin en büyük holdinglerinde, bankalarında ya da orta ölçekli şirketlerde CEO olarak görev yapan 380 iş insanının üyesi olduğu CEO Club üyelerinden, krize son derece duyarlı bir geri dönüş aldık. 380 kişiye gönderilen 11 soruluk ankete, 138 kişinin yanıt vermesi CEO’ların krize karşı ne kadar duyarlı olduklarını, süreci izlediklerini ve etki etmek istediklerini göstermesi açısından önemliydi.

Kriz dibi daha bulmadı

CEO’lardan gelen yanıtlar, iş dünyasını ve Türkiye’yi zor bir yılın beklediğini teyit eder nitelikte. Dünya ekonomisinin dinamosu ABD’nin, başta otomotiv sektörü olmak üzere birçok büyük kuruluşunun hükümetten kurtarma paketleri talep ettiği şu günlerde herkes krizin henüz dibinin görülüp görülmediğini merak ediyor.
Anketimize katılanların yüzde 100’e yakını da dünya ile aynı eğilimde; yani henüz krizin dibinin görülmediğini düşünüyorlar. Krizin henüz dibinin görünmediğini düşünen katılımcıların oranı, yüzde 93.4.  Bu konuda ‘bir fikrim yok’ diyenlerin oranı yüzde 3.3 iken, ‘evet dünyadaki krizin dibi göründü’ diyenlerin oranı sadece yüzde 3.3.

Katılımcıların yüzde 55.7’si birinci sorumuza ‘hayır’ yanıtı vermelerinin gerekçesini, ABD ve diğer batılı ülkelerde yeni kurtarma paketlerinin açıklanma beklentisini gerekçe gösterdi. Birden fazla seçeneğin işaretlenebildiği bu sorumuzda yüzde 50.8 oranında bir katılımcı gurubu da durgunluğun daha da derinleşmesini ve borsaların daha da düşme beklentisini gerekçe olarak gösteriyor. Ankete katılanların yüzde 18’i ise krizin henüz dibi görmediğini ancak dibe yakın bir noktada olduğunu düşünüyor.

2010’a kadar resesyon var

ABD ve ardından başta Almanya -resmen açıkladı- ile diğer batılı ülkelerin resesyona girmesi, Türkiye gibi ihracatçı ülke ekonomilerini de çok yakından ilgilendiriyor. O nedenle de son dönemde büyüme rakamları düşmesine rağmen henüz resesyon düzeyinde olmayan Türkiye’nin de önümüzdeki dönemde resesyona gireceği beklentisi çok ağır basıyor.

Anketimize katılan CEO’ların yüzde 78.7’si bu yönde yanıt verirken, sadece yüzde 21.3’ü ‘hayır’ yanıtı vermiş. Hatta iş dünyası artık ‘resesyona girildi mi, girilmedi mi?’ tartışmasının yerini resesyonun ne zamana kadar süreceği tartışmalarına bıraktığını düşünüyor.

Bu nedenle biz de katılımcılarımıza resesyonun ne zamana kadar süreceği yönündeki görüşlerini sorduk. Ve katılımcıların durgunluğun, 2010 yılına kadar süreceğini öngörüyor. Yüzde 16.4’ü ise durgunluğun etkisinin 2009’un ikinci yarısına kadar devam edeceği görüşünde. Yüzde 13.1’lik bir kesim bu konuda daha kötümser, durgunluğun 2011 başına sarkacağını savunuyor.

Büyümede kötümserlik

Katılımcıların Türkiye’nin büyüme performansına ilişkin beklentileri de kötümser. Katılımcıların yarıya yakını (yüzde 47.5), Türkiye’nin 2009’daki büyüme aralığını yüzde 1-2 arasında öngörüyor. Bundan sonraki en büyük oran ise Türkiye ekonomisi için küçülme öngören daha da kötümser bir kesimi temsil ediyor.  Türkiye ekonomisinin küçüleceğini öngörenlerin oranı yüzde 29.5 iken, ekonominin yüzde 2-3 aralığında büyüyeceğini bekleyenlerin oranı yüzde 19.7. Ancak bu noktada IMF’nin yüzde 2.5 oranındaki bir büyüme oranını resesyon olarak gördüğünü anımsatmak gerekiyor.

Döviz sakinleşecek

CEO’ların döviz kurlarının seyrine ilişkin öngörüleri ise büyüme beklentilerine göre nispeten daha pozitif. Katılımcıların yüzde 55.7’si yükselişin süreceğini düşünse de 2009 yılı dolar kurunun aşağı yukarı bu seviyelerde süreceğini düşünenler çoğunlukta.

Ankete katılanların yüzde 39.3’ü doların 2009’da 1.80-1.90 seviyelerini göreceğini, yüzde 37.7’si 1.60-1.70 seviyelerinde kalacağını belirtiyor. Katılımcıların yüzde 9.8’lik kısmı ise doların 2009 yılında 1.50 seviyelerine gerileyebileceğini düşünüyor. Doların 2 YTL seviyelerini göreceğini düşünenlerin oranı ise sadece yüzde 1.6.

İşsizlik önemli sorun

Büyümenin düşmesi riski, anketimize katılanların yüzde 42.6’sı tarafından önümüzdeki döneme ilişkin en önemli ekonomik sorun olarak görülüyor. İşsizlik ise Türkiye’nin yüzde 9.9 gibi rekor büyüme hızına eriştiği dönemlerde bile ekonominin en önemli sorunları olarak ortada duruyor.
Bu anketimizde de katılımcıların çoğunluğu (yüzde 49.2 oranında) işsizliği, ekonominin en önemli sorunu olarak gördüklerini belirttiler. Bir dönemin en önemli sorunları arasında görülen enflasyon ise son bir yılda yükseliş trendine girmiş olmasına rağmen katılımcıların ancak yüzde 3.3’ü tarafından ekonomi için önemli sıkıntı konusu olarak belirlenmiş durumda.

Hatta iş dünyasının bu konudaki genel görüşü, yüksek büyüme oranı için enflasyonda belli bir yükselişin bu süreçte tolare edilebilir olduğu yönünde. Düşük oranda katılımcı ise ayrıca nakit darlığı ve kredi sıkışıklığı gibi konuların da önümüzdeki dönemde ekonomiyi zorlayabileceğine işaret ediyor.

İşçi çıkarmak istemiyorlar

Anketimizde işsizliği ekonomi için en büyük risk olarak gördüklerini belirten CEO’lara kendilerinin istihdam azaltıp azaltmayacaklarını da sorduk, bu konudaki tutumlarının kaygı verici olmadığını belirtmekte yarar var.

Katılımcıların çoğunluğu, bu süreçte mevcut istihdamlarını korumak niyetindeler. Anketimize katılanlardan yüzde 37.7’lik bir kısım işçi çıkarmayı planlamadığını belirtirken, yüzde 32.8’i bu soruya ‘evet’ yanıtı vermiş. Ankete katılanların yüzde 29.5’i ise ‘biraz daha bekleyeceğiz’ şeklinde yanıt vermiş. Bu çok önemli bir oran. Çünkü istihdam azaltmayı düşünmediğini belirtenlerin oranı ile birlikte ele alındığında Türkiye’de ekonominin nabzını tutan şirketlerin yöneticilerinin yüzde 67.2’si, bu süreçte gereken önlemler alınırsa istihdam azaltmayı tercih etmediğini belirtiyor.

Beklentiler

Bu oranın korunması hatta artırılması için bu süreçte alınacak önlemler büyük önem taşıyor. Bu nedenle de anketimizde istihdam azaltmayı düşünenlere bu kararlarını hangi koşullarda değiştirebileceklerini de sormayı ihmal etmedik.

Bu sorumuzu ise katılımcı hükümetin önlem paketi açıklaması ve özel sektör borçları için fon oluşturulması halinde istihdam azaltma kararını değiştirebilecekleri şeklinde yanıtladı. Ayrıca bazi katılımcılar ise IMF ile anlaşma olması halinde kararlarını değiştirebileceklerinin sinyalini veriyor.

Paket geliyor sinyali

İş dünyasının bir süredir dile getirdiği önlem paketi konusunda Başbakan Erdoğan geçen hafta ilk sinyalleri verdi. Anketimizde iş dünyasının bu konudaki beklentilerinin de nabzını tuttuk. Katılımcıların büyük çoğunluğu (yüzde 67.2 oranında), cari açığı finanse edecek fon yaratılmasını hükümetin alması gereken önlemlerin başında görüyor.

Bunu yüzde 59 oranıyla KOBİ’leri desteklemek için özel bir fon oluşturulması gerekliliği izliyor. Bütçe disiplinin sağlanması ise yüzde 47.5 oranında katılımcı tarafından öncelikli görülen önlemler arasında ifade ediliyor.

Mevduata yüzde 100 garanti verilmesini talep edenlerin oranı ise yüzde 41, bunu yüzde 32.8’lik bir oran ile Merkez Bankası’nın dünyadaki örnekleri gibi faiz indirimine gitmesi beklentisi izliyor.

Bu karamsarlık neden?

CEO Anketi’nin bu kadar karamsar çıkması, aslında temelsiz değil. Sadece geçen hafta gerek mali gerekse reel piyasalarda yaşananları şöyle bir göz önüne getirmek, bu karamsarlığın kaynağını bulmaya yeter. Geçen hafta bir yandan yoğun bir şekilde bu anket yapılırken, diğer yandan da mali ve reel piyasalarda neler yaşandığını ve bunların geleceğe ilişkin ne tür işaretler taşıdığını da araştırdık. İşte Ekonomist Araştırma Birimi’nin araştırmasına takılan çok önemli ayrıntılar.
Öncelikle iç mali piyasalar, geçen hafta da ABD ve Avrupa’daki büyümeye ilişkin gelen olumsuz haberlere dikkat kesilerek hareket etti. Yani kimse hükümetten gelen “İçeride huzurumuz yerinde” mesajlarına bakmıyor. Bu izlemenin yarattığı tansiyon iniş çıkışları (daha çok çıkış demek gerekir belki de) perşembe günü Merkez Bankası’nın (MB) sürpriz faiz indiriminin ardından iyice yükseldi. Böylece gösterge tahvilin bileşik faizi yüzde 23.5’lara kadar yükselirken, dolar kuru 1.74’ü gördükten sonra tekrar 1.70’lerin altına geriledi.

Bu düşüşte MB’nin 0.50 puanlık sürpriz faiz indiriminin ardından, döviz piyasalarına yönelik açıkladığı önlemlerinde etkili oldu. Bu önlemlerin ilki döviz likiditesine yönelikti. Buna göre bankalar, yurt içi döviz likiditesinde sıkışıklık olduğu ve piyasadan döviz borçlanamadıkları durumlarda MB’den bir ay vade ile borçlanabilecekler. Bankacılara göre bu önlemin bir sonraki aşaması ise MB’nin günlük döviz satım ihalelerine yeniden başladığını açıklaması olacak. Ancak bu açıklamanın IMF ile bir anlaşma imzalanması sonrasında gelmesi, daha yüksek bir olasılık olarak görülüyor.

Reel sektör ve ihracat

Mali piyasalardaki bu göreceli iyimserliğe karşın ekonominin reel tarafında işlerin her geçen gün biraz daha kötüye gittiği haberleri geliyor. Ekonominin reel kesiminin en önemli göstergelerden bir tanesi hiç kuşkusuz ihracat. Ekim ayında olumsuz sinyaller veren ihracatın kasım ayında aldığı yola ilişkin analizi giriş haberimizde ayrıntılı şekilde okuyabilirsiniz.

Buradan özetlemek gerekirse, durum pek parlak görünmüyor. Yaptığımız araştırma, ihracatçının sıkıntısının yurt dışı pazarlardan gelen sipariş daralmasından kaynaklanmadığını ortaya koyuyor. Hatta bu konuda Türk şirketlerinin Çin, Hindistan gibi rakiplerinde yaşanan kayıpların Türk şirketlerine yaradığı dahi söylenebilir. Özellikle tekstilde Türk ihracatçılarının yüksek teknolojileri, kaliteli üretime ve yaratıcılığa dönük yeterlilikleri sayesinde, esnek imalat avantajları göz önünde bulundurulduğunda Uzak Doğulu rakiplerinden pay kaptıkları dahi gözlenebiliyor.

FATMA MELEK
Akbank-Başekonomist

“Cari açık 2009’da azalabilir”

“Gördüğüm kadarıyla ankete katılanlar, dünyadaki krizinin devam edeceğini beklemekte. Türkiye’nin bu gelişmelerden bağımsız olmayacağını düşünen anket katılımcıları, Türkiye  ekonomisindeki düşük büyüme görünümünün 2009 yılında da devam edeceğini öngörüyor. Cari işlemler açığını finanse edecek fon yaratılması ve KOBİ’leri desteklemek için özel bir fon oluşturulması, hükümetten beklenen en önemli tedbirler. Dünya ekonomisinin halihazırda içinde bulunduğu koşullar da -azalan büyüme, düşen emtia fiyatları gibi- gelecek yıl Türkiye’nin cari işlemler açığının önemli ölçüde azalacağına işaret etmektedir.”

FATİH KERESTECİ
HSBC-Stratejist

“Sonuçlar siyasilere bir mesaj”

“Anketten çıkan sonuçlar, genel itibariyle karamsar görünse de Türkiye ve dünya ekonomisine ilişkin mevcut derin belirsizlikleri yansıtıyor. Anket sonuçlarına göre büyüme ve beraberinde istihdam konularının 2009 yılının en önemli ekonomik sorunları olacağı öngörülüyor. Bu sonuçların siyasi iradeye bir mesaj olduğu kanaatindeyim. Anket sonuçlarına başka bir açıdan bakıldığında, yöneticilerin temkinli duruşlarını yönetim stratejilerine de yansıttığı düşünülebilir. Bu da Türkiye ekonomisinin 2009 yılındaki zor ekonomik koşullara kısmen hazır olduğunu gösterir.”

RONA YIRCALI
DEİK İcra Kurulu Başkanı-Balıkesir Sanayi Odası Başkanı

“Krizin daha başlangıcındayız”

“Ben de krizin daha başlangıcında olduğumuzu düşünüyorum. 2009’un ilk iki çeyreğinde krizin daha da derinleşeceğini; tüketimin ve üretimin azalacağını; işsizliğin artacağını ve finansman zorluğunun yaşanacağını düşünüyorum. Önümüzdeki yıl için yüzde1’lik bir büyüme bekliyorum.  İşsizlik zaten çok önemli bir sorunumuzdu daha da önemli bir hal olacak. Ekonomik bir problem olmanın yanında sosyal bir problem olarak da karşımıza çıkabilir.  Şu ana kadar bazı münferit tedbirler alındı. Ancak yapılanlar, yeterli değil. Biraz geç kalındı böyle bir paket için. Umarım bu gecikmeyi telafi edecek bir paket çıkar ortaya.”

 

ALİ SABANCI
Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı

“Resesyon, 2009 sonuna sarkacak”

“Her krizde hep bir kesim insan avantajlı görünürdü. Bu krizde kimin avantajlı olduğunu şimdiye kadar kestiremedim. Kriz ile ilgili şu ana kadar net olarak göremedim kimin daha avantajlı olduğunu. Ancak şunu söyleyebilirim, henüz dip görünmedi. Geçenlerde sohbet ettiğimiz bir bankacının yorumunu aktarabilirim size; ‘Fırtınanın henüz damlaları bile gelmedi’ dedi. Resesyonun 2009’un üçüncü çeyreğine kadar sarkacağı şu anda konuşuluyor. Ancak şunu belirtmekte yarar var, resesyon var mı yok mu diye konuşulmuyor artık resesyonun ne zaman biteceği tahminleri yapılmaya çalışılıyor.”

Reklamlar